Dolmuş Kültürü...
“Birbirimizi omuzlaya omuzlaya bindik tekerlekli konserve kutusuna...”
Bu ulaşım şekli gerçekten bir kültürün yansıması artık buna karar verdim.
Kalabalığı yara yara en köşede ki boş koltuğa oturmaya çalışmak, gideceğim mesafeyi yürüyerek gitmekten daha zor... Binmek dert, inmek ayrı bir dert... İneceğin yer için on dakika önceden ayağa kalkıp, insanlara, kapıya ulaşabilmek için ricacı olup ve şöföre de ineceğin noktanın koordinatlarını, yüz-ikiyüz metrelik yanılma payı ile bildirebildiysen ve kolunu ya da bacağını o havalı kapıya sıkıştırmadan kendini kaldırıma atabildiysen, gün içerisinde başına gelebilecek en kötü olay, tekrar bir dolmuşa binmek olacaktır...
O ne enteresan bir tasarım, start almış atlet gibidir dolmuşun seyir halinde ki duruşu...
Onüç-ondört oturma kapasiteli bir araca, en az yirmibeş kişiyi sığdırmak, matematik alanında yüksek lisans yapmış bir arkadaşın bile harcı değildir... Çocukluğumdan beri merak ederdim, hani o meşhur “ beş fili bir vosvosa nasıl sığdırırsınız” sorusu vardır ya hemen hemen hepimizin bildiği, işte o sorunun cevabına eğer ”üçü arkaya ikisi öne” diyorsanız yanılırsınız, doğru cevap “ en yakın dolmuş şöförünü çağırırsınız, o bi el atar , işlem tamam” olmalı.
Neyse, itiş kakış bindik, şanslıysak yerleştik diyelim, sıra geldi ücreti ödemeye. Ricacı olma faslı tekrar başlıyor (aman dikkat:burada insan ilişkileri çok ama çok önemli):
-Hanımefendi rica etsem bi Bostancı iletebilir misiniz?
-e kardeşim binerken niye vermiyosun!....
-Kusura bakmayın, zaten zor bindim, malum görüyorsunuz nasıl verseydim?
-Binerken bana mı sordun!
- e ama sizdeeee.....
..............................................
Bu tartışma dakikalarca devam etti... Neymiş, benim mikroplu parama dokunmak zorunda değilmiş de, dolmuşun da bi adabı bi kültürü varmış da, binerken vermeliymişim de........ En ön koltukda ki yaşlı amca sağolsun dayanamadı, duruma müdehale etti:
-Yavrum, kızcağız sadece ücretini uzattı, burda böyle napalım... Ücret uzatmıycaksan taksiye binseydin...
-Sen kim oluyosunda bana “yavrum” diyorsun, terbiyesiz, ahlaksız herifff.........
..................................
Zaten yorulmuşum, uğraşamayacağım, duymazdan geldim, en son bıraktığımda yaşlı amca, bayan ve dolmuşun diğer sakinleri, şiddetli bi tartışma içerisine girmişti, param da bir şekilde iletildi.
Bu ülkede malzeme bulabilmek için Cem Yılmaz ya da Beyaz olmaya gerek yok, sıradan bir vatandaş bir günlük dolmuş hikayesi ile mizah dergisinde haftalık köşe yapabilir....
İneceğim yerin koordinatlarını zamanında verdim ve bir sokak fark ile günü kurtardım... Kapıdan fırlattım kendimi... Daha oksijene ciğerlerim alışmadan Doouuttttttt, havalı korna sesi, kulaklara düşman! E pes yani...... Ne diyeyim artık, kalan sağlar şöförün....
Bir süre şu cümleyi duymak istemiyorum:
“Arkaya ilerleyelim beyler, merdivende durmayın...”
Görünüş o ki daha uuzuuunnnn yıllar, bu cümle ile dost olacağız....
Dolmuş kültürünün hayatımızdan çıkıp gitmesi dileği ile.......
