« Önceki | Sonraki »

30/11/2007

EMANET YAŞAMLAR

 

 

Arkadaşlarımla koşuşuyorduk yine her öğlen yemeğinde olduğu gibi, zaman nasıl da çabuk geçiyor dedik, bak yine Cuma geldi, geçen Cuma öğle yemeğinde ciğer vardı, sanki dün yemişiz gibi hissettik.  Ve konu konuyu açtı…

 

Günlerin ne büyük bir hızla ilerlediğini izlediğim dizilerden anlıyorum, bir dizi biterken ve heyecanlı bir yerde kalmışsa “ooff nasıl geçecek şimdi bir hafta” diyorum, hoop bir de bakmışım ki beklenen hafta gelmiş ve ben televizyon başındayım. Pazartesi günleri yayınlanan bir dizide oğluna kavuşamayan babanın dramına şahitlik ederken, Salı günü yayınlanan diğer dizide de simsiyah! bir gece için ödenen rakamın ve kişilerin üzerinde hala devam eden buhranın etkilerini izliyor ve o muhteşem İstanbul manzaralarına dalıp gidiyorum, Çarşamba günleri ise, çınar gibi bir ailenin nasıl büyük şehir keşmekeşinde eriyip değerlerini kaybettiğine tanık oluyor, içim sızlasa da bir sonraki hafta acaba başlarına ne gelecek diye merakımdan yine televizyonun başına geçiyorum, Perşembe günleri nadas! Henüz dikkatimi çeken bir dizi olmadı, cumaları ise önce sevimli dünürleri izliyor haftanın stresini atıyorum sonrada seksenli yıllara dönüp çocukluğumu anımsıyorum… Şayet sizlerde benim gibi son zamanlarda televizyon başına çakılmış vaziyette yaşıyorsanız bahsettiğim tüm dizilerin adlarını da ezbere biliyorsunuzdur.

 

Gündüz iş yerinde bilgisayar başında, akşam ise televizyon başında harcadığım zamanlar, merak ediyorum acaba ne zaman radyasyon etkisinin bedenimde yarattığı arızalarla bana geri dönecek!  Bir de şu açıdan bakıyorum, Salı günleri yayınlanan dizide enfes İstanbul manzaralarını hayran hayran izlerken, dizide adı geçen kişilerin boğaz kenarında yürümesini izlemeyi , gerçekten boğaz kenarına inerek yürümeye tercih ediyorum. Demek ki ortada sakat ve kronikleşmiş bir durum söz konusu.  Başkalarının aşk yaşantısının ertesi gün öğle yemeğinde konu olması, “acaba ilişkilerinin ne olacağı” ile ilgili olarak gerçekten bir tanıdığımızın başına bir şey gelmiş de onun hayatının kritiğini yapıyor muşuz edası ile dillendirilmesi tuhaf gelmiyor mu? Evet geliyor ve yine de yapıyoruz.!

 

Yaz tatilinde bir hayli kitap okudum , yaz tatili diyorum yanlış anlamayın öğrenci değilim ancak diziler sezon tatiline girdiği için bir hayli tatil yapmış oldum, sosyal kimliğimi geri kazandım, eşimle beraber boğaz kenarında çimenlerin üzerinde akşam yemeği yedik, dizilerden bana kalan zamanda çeşit çeşit kitaplar okudum. Bilgim görgüm arttı mı tartışılır! Ama nefes aldığım bir gerçek, silkelendim, kendime geldim, sanki çerçevesinin dışına fırlayıvermiş bir resim gibi, hapsolmuş olduğum çerçeveyi gördüm ve kendimi oraya sıkıştırmış olmaktan duyduğum rahatsızlık ile yeni sezonda bir daha dizilere takılmayacağımı kendime söyledim. Ne mi yapacaktım? Spor! Başta olmak üzere  eskiye göre hantallaşan vücudumu eskiden bana ait olan haline geri dönderecektim, kim bilir bu belki beni  simsiyah gecenin ardından, sonlarının ne olacağını düşünürken barışıveren iki sevgilinin başına gelenlerden daha mutlu edecekti. Kitap!okuyacaktım, tıpkı yaz tatilde olduğu gibi. Ya da sosyal çevreme, bir Cuma iş çıkışında “haydi hoppa bugün cumaaa” diye koşarak kavuşacaktım. Ama hiçbiri olmadı, hala iş çıkışı eve gidiyor kim eve erken gittiyse yemeği yapıyor, yemek yendikten sonra günün yorgunluğunun rehaveti üzerimize çöküp hele bir de çay demlenmişse ayaklarımı pufa uzattıktan sonra, karşımda ki o koca ekranda bana ait olmayan ikinci yaşantım başlıyor.  Sanal da olsa, ata biniyor, boğazda tekne gezintisi  yapıyor,  koşuyor, ağlıyor, aşık olup ayrılıyor, yeni dünyalar keşfediyor, yüzüyor, aldatıyor, aldanıyor, arkadaşlarımla piknik yapıyor, kısacası yaşamaya devam ediyor, saat onbir civarında da televizyonun düğmesine basıp , sabah yeni bir güne başlamanın ve başıma geleceklerin heyecanı ile yastığa başımı koyuyorum.

Evet, tüm bunlar sizlere tanıdık geldi mi acaba? Henüz hiçbir şey için geç değil. Kıralım şu zincirlerimizi ve öğle yemeklerinde onun bunun hayatını konuşuyor olmayalım, akşam yapacak olduğumuz etkinliği planlayalım.

 

Yine bir dizide şöyle bir cümle geçmişti “adam özgür, sizler gibi evinin duvarına, arkasında bir orman olan göl resmini koymuyor, adam karavanını bir gölün kenarına çekmiş , oradan göl ve ormanı izliyor”. Arkadaşlar karavanlarımızı göl kenarına çekmenin vakti geldi sanırım.

 

 

Aslı Kafkas Işıldar  30/11/2007

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: isimsiz | Tarih: 2009-06-02 14:05:35
    Konu: emanet hayatlar
    Eşsiz güneş gibisin.Etrafına hep pozitif ışık saçan,gönülleri yumuşatan, kalıpları yıkan,hayata yön veren, anlam katan gerçek bir güneşsin.Hayatın evelinde ve sonrasında her an sevdiklerinle olmanı canı gönülden dilerim.

    Bağlantı »

Kategorilerim

    Arkadaşlarım

    Bağlantılarım

    Blogcu ile yapıldı