« Önceki |

27/7/2009

KATIKSIZ

...
ne sevgili,
ne dost,
ne rahmetli babam, 
katıksız gençliğimdi geçmişte EN güzel olan...

27/07/2009

Aslı Kafkas Işıldar

22/7/2009

KEŞKELER....

Keşkelerimi toplasam alt alta,

Koca bir iyi ki olsa.

Geçmişimi yazsam satırlara,

Zaman eli ile zihnime dokunsa

Koca bir ah! ömrümün yarısı,

Diğer yarısı ise muamma,

Sihirli bir peri olsa ve sorsa,

Bir daha dener misin, en baştan?

EVET…evet….

 

Aslı Kafkas Işıldar

21/07/2009

6/2/2009

YİTİK HAYATLAR

 

Yitik bir hayattı  sunulan.

Yağmurla gelen  kimsesizlik hissi.

Yalnızlık türküsüydü söylenen dillerde

Ve beklenen kapının önünde ,

Sevgiydi sadece…

 

Yere basan çıplak ayaklar.

Nasır tutmuş, kirli avuçlar.

Masal ile taranacak lepiska saçlar.

Yüreğe dokunan ürkek bakışlar.

Uzak…çok uzak sevgi dolu kucaklar…

…..

 

Yalnızlık türküsü hala dillerde.

Söylenmiyor ninniler , masallar.

“Orada bir köy var uzakta”, hala!

Bilinen…

Evlerinin bacası tüten…

Sıcak…

 

 

“Bilmem ki o köy hala var mı orada”

 çıplak ayaklarsa hep burada…

 

 

 

Aslı Kafkas

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

25/9/2008

NEFSİME TERBİYE

 

 

Ramazana birkaç gün kala dedemi kaybettik, dolayısı ile bu ramazana eskisinden daha da ulvi duygularla başladım.  Oruç tutmaya çalışan, hiç olmazsa ramazanda alkol almamaya dikkat eden biriyim. Ancak cenaze merasimi ve zamanlamasının ramazana denk gelmesi ile kendimi fazlasıyla ölümden sonraki hayat vs gibi konulara kaptırdım. Hatta ilk bir hafta internette kendimi aşırı şekilde,  dini konuları araştırırken buluyor ve “ kendine gel” diyordum. Sonraki haftalarda durumu biraz daha kanıksamış olarak normale yakın bir çizgiye döndüm. Neyse efendim, asıl konuya geleceğim de bir türlü gelemedim, gelebilmem için size öncelikle bulunduğum ruh halimi anlatmam gerekiyordu. İşte bu ruh halim cereyan ederken geçen hafta sonu Ayvalığa gitmemiz gerekli oldu ve gittik, gider gitmez de yukarılardan bir yerlerden dünyaya düşmüş gibi oldum. Kendime geldim, silkelendim. Ayvalık deyince es geçilmemesi gereken bir mekanım vardır , reklam olacaksa da olsun “Cunda Balık Evi …. Yazları sokaklarda masalar vardır, cıvıl cıvıldır ve erken gidilmediyse yer bulmak çok zordur. Mezeleri enfestir… Ancak mekanın, mevsim sonbahara çalarken nasıl olacağını tahmin edememiştim. Tayfunla cumartesi akşamı cunda ya gitmeye ve üzerimizdeki ağırlıktan biraz kurtulmaya karar verdik. Ancak ramazan ayındayız, nasıl olacak bu iş? Vicdanım hala “yok Aslı sakın Cundaya gitme , içersin” diyor, nefsim ise “ git anasını… yok ölüm, yok hayat, yok kabir azabı, sevap ,günah.. kafayı yiyeceksin tüm bunları düşünmekle, git dağıt” diyor. Sonunda nefsime yenik düştüm, aslında bunu tercih ettim ve bir baktık cunda da Cunda balık evinin önündeyiz, hava serin herkes içeri sıkışmış, nerden baksanız en az 10 masa var ve dolu.. biraz bekledikten sonra bir masaya yerleştik. Şöyle bir etrafa baktım, derin bir nefes aldım, ardından vitrinden birkaç meze seçtim, masaya döndüm, tayfun çoktan rakıyı söylemiş bile, hala vicdan azabı yaşıyorum ama dilim kitlendi, tayfun kendine rakı koydu, gözüme baktı, hiç ses etmedim, bardağıma da rakı koydu, sustum, mezeler masayı doldurmaya başladı sırasıyla, karışık ot, soslu deniz fasulyesi, deniz mahsulleri mücveri, zeytinyağında közde patlıcan, yoğurtlu semizotu salatası, ve balık pastırması…. Kızarmış ekmekler, rakı, pastırma, yunan müzikleri, dışarıda çiseleyen yağmur, insanların kahkahaları, garsonların telaşı, dolup boşalan kadehler….  Sonrası  neyse ne, gidip de gelen mi var?! .. oysa  yaşamak, ama “YAŞARCASINA YAŞAMAK”  çok güzel…

 

Zaten dedemde içmeyi severdi…. Kadehim onun anısına olsun… :)

 

 

Aslı    23/09/2008

2/6/2008

YOLCULUK

 

Hayatın duyarsızlığından ve büyük şehrin selamsızlığından sıkıldım…

 

Alıp başımı  gitmek istiyorum, adresi belli olmayan bir yolculuğa doğru…

Karşıma ne çıkacağını bilmeden…

Kalacak yeri daha önceden organize etmeden...

Bir bavul, bir ceket bir de rahat botlarımı giymek..  gitmek….

 

Bir koşu terminale gitmek ve önüme çıkan ilk otobüse atlamak istiyorum nereye gittiğini sormadan…  Güzergahı, hareketten sonra muavinden öğrenmek, mola yerlerinde sıcak bir tas çorba ve ekmek arası köfte yemek, üşüyen ellerimi bacaklarımın arasında ısıtmak ve boşta kalan elim ile bir mizah dergisini okumak istiyorum. Radyoda Orhan baba… Camlarda yağmur damlaları ve buhar olsun…. başım cama dayansın, hayallere dalınsın ve istemsizce dudaklarım mırıldansın.  Uzuunca  bir yol alayım, yol boyunca hep acıkayım, oksijen gitgide temiz olsun, ciğerlerime taze hava dolsun… Muavin sabahın dördünde bağırsın, “çaylar şirketteen” desin. Yolda bir köy kadını gözleme yapsın, bir patatesli birde peynirlisinden alayım, oturup bedava çay ile kahvaltı yapayım. Yol gitgide kısalsın, yolun sonu küçük bir kasaba olsun, kalacak misafirhanesi olsun, yer döşeği yün yorganı, kekik kokan tarlaları, tereyağında pişmiş taze yumurtası ve ev ekmeği olsun. Karşılıksız bir bardak sıcak süt verenim olsun… Bu sütü içeyim, iliklerim ısınsın… Atayım kendimi toprak yola… Bir traktör geçsin yoldan, el atayım dursun… Traktörün römorku birden bire sevdiğim tüm insanlarla dolsun. Gırgır olsun, şamata olsun… Traktörün motoru bir mısır tarlasında dursun. Atalım mangalı tarlaya, süt mısırları toplayıp közleyelim. Mangalda ağır ağır demlenen bir çay olsun. Bardaklar kocaman kocaman olsun… Hafiften Hasan ağa bir türkü tuttursun, yanık ve çatal sesi tarlada dolaşsın dursun…  Hasan ağanın çocukları top koştursun.

 

Ayşe gelin çay ikram etsin koca koca bardaklarda... Fatma nine köyün en eski hikayesini anlatsın, gerçek mi efsane mi belli olmayan... Kimi hayretle kimi neşe ile dinleyelim. Derken yağmur çiselemeye başlasın yavaş yavaş... Göğü kocaman yedi renkli  gökkuşağı kaplasın... Bir ucu öte dağın ardında bir ucu beri dağın eteğinde olsun... Hayranlıkla izleyelim, “hey Allah’ın işi” diyelim... Toprak kokusu sarsın etrafı.. Deriin derin nefes alalım... Öte dağa doğru sarma bir sigara yakalım... Tütün parçaları dudaklarıma yapışsın... Gülelim.... Kekik kokan tarlaların, taze ıslanmış toprağın kokusu sinüslerimizi doldursun...                   Derken saatler geçsin.....

Hasan ağa, ahaliye seslensin... “Haydin gidiyoz” desin...  Traktöre kim önce binecek diye yarışalım. Dönüş yolu batıya baksın... Güneş öte dağın ardında ve kızıl olsun... Dudaklarımda tiz bir ıslık, gönlümde sevdiğim, aklımda akşama bahçede çevireceğimiz kuzu olsun... 

 

Hemencecik dönelim, kocaman bir ateş yakalım... Hasan ağa, bağlamasının  tellerini okşasın. Fatma nine ateşe odun atsın, ben çoban salatası yapayım, Ayşe gelin sofrayı kurarken, kuzu ateşte pişedursun... Ateşi gören eş dost bahçeye dolsun... muhabbet olsun...

.....

Sabah bir horoz penceremde ötsün.... Yorgana sarılıp onu dinleyeyim... Güç bela yataktan kalkayım... Avluda ki çeşmede yüzümü yıkayayım. Eşortmanlarımı giyip pınarbaşına doğru biraz koşayım... Köylünün biri ahırda inek sağıyor olsun, önünde yarım kova süt dursun...  Selamlaşalım...  Köyde bir tur atayım... Çoban köpekleri havlasın... Eve döneyim kahvaltı hazır olsun... Tereyağında pişmiş taze yumurta ve köy ekmeği yine olsun... Yanında bahçe domatesi ve sivri biber, e  bide iyi demlenmiş çay olsun... Fatma nine, dünden kalan ateşi tazelemiş, üzerine bir kazan koymuş, çedeneli hedik yapıyor olsun. Sabırsızlıkla bekleyelim, pişince avuç avuç yiyelim...  Öğlene doğru Hasan ağa el etsin, “tarlaya gidiyom, gelen var mı” desin... Önce binmek için koşuşalım traktöre... Kısa bir yolculuk olsun, yolun sonu tarlada dursun... İleride bir yığın saman, samanların üzerinde iki katır ile bir döğen dursun... Döğenin üzerine çıkalım, arpa ile samanı birbirinden ayırmaya başlayalım... Güneş samanlara vursun, heryer sapsarı olsun... Güneş tepemizde durmaya başladığında Ayşe gelin soğuk ayran ve gözleme getirmiş olsun.. Yiyelim, içelim, döğen sürelim, günü bitirelim eve dönelim... Böyle böyle  bir kaç gün geçsin, köy kokusu elbiselerime sinsin, ayrılık saati gelsin...

 

 Sular dökülsün... Mendiller sallansın... Vedalar edilsin... Hayırlar dilensin... Helalleşilsin.......

 

Dostluklar gönlümde, hatıralar aklımda, Ayşe gelinin eşarbı boynumda fular,  volkmenim küçük mehmet te oyuncak olsun...

......

 

İlk otobüse atlayayım yine... Yine nereye gittiğini sormayayım... Bir başka bilinmeyene doğru başlayan kilometrelere, radyoda çalmaya başlayan Erkin baba eşlik etsin...  “inan ki, senden başka, senden başka, senden başka  kimse yok içimde....”

........

 

Aslı Kafkas Işıldar

2/6/2008

Seni içimde büyüttüm, pamuğa ektiğim fasulye gibi.

 

 

"Küçük bir fasulye bu, pamukta nasıl büyür" dedi çocuk,

Bilmezsin sen!  sevgiler de pamuk da büyür aslen.

Kurutmaman gerek öncelikle hiç unutma,

Ama çok da ıslatmamalısın sonra,

Çok sıcakta bırakma , köklerini fazla sıkma.

Göreceksin haftaya fasulyen sırıkta.

 

Günler, aylar, yıllar geçer..

 

Nice fasulyeler büyür sevgiler gibi…

Nice çocuklar büyür fasulyeler gibi…

Nice sevgiler büyür çocuklar gibi…

 

Biz hep biliriz sevgiler emek ister,

Canlının biyolojisinden gelir emek ve sevgi….

Bende seni içimde büyüttüm pamuğa ektiğim fasulye gibi.

 

Aslı Kafkas Işıldar

 

8/4/2008

BAHAR SARHOŞLUĞU...

Baharın sarhoşluğunda , kendimi kaybettim yokluğunda.

Bir papatya kadar duru ve mavi sular kadar engin iç huzurum.

Aradığımı buldum.

Dağların ardını dolaştım, tepeler tırmandım, nehirler aştım.

Sevilmeyeni sevdim, öpülmeyeni öptüm, ağlanmayana ağladım.

Bende bir başka ben yarattım.

Sıyrıldım kalın kışlık kabuğumdan,

Kalın giysileri üzerimden attım, toprağa yalınayak bastım.

Güneşi göğsüme aldım, yenilmeyeni tattım, içilmeyeni içtim.

Gidilmeyene gittim. Döndüm dolaştım ve sana geldim.

Demek ki dünya yuvarlak sevdiğim….

 

Aslı Kafkas Işıldar

08/04/2008

27/2/2008

GENÇLİĞE HİTABE

 

         Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
        Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
         Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

                                                                                                    Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK
20 Ekim 1927


 

 

 

14/2/2008

sevdiklerim günü....

Uzun zaman aradan sonra böyle bir günde tekrar satırlarda olmak çok güzel...

 

Yaşantımızda bizi biz yapan tüm sevdiklerimizin, eskiden sevdiklerimiz ve artık bizim için bir şey ifade etmeyen sevgilerin, şu an hala devam eden ve bir ömür sürmesini dilediğimiz sevgilerin bir günü değil her günü mutlu olsun, kutlu olsun dileklerimle....

 

bir gün değil ... bir ömür......

 

pompalanmış sevgililer günü çılgınlığı değil, gerçek bir sıcaklık olsun bu akşam evinizde... kalbinizde.... düşüncelerinizde....

 

sevgilerimle...

17/12/2007

YAŞANTIMDA Kİ YANGIN FACİALARI

Elim dokunuyor yüreğime,

Gözümde yaş, içim titriyor.

Bir ağlıyor, bir gülüyorum,

Geçmişte uzunca bir seyahate çıkıyorum,

Yaşım altı bilemedin yedi, evde yangın çıkıyor, Kardeşimin sevgisi beni yakıyor…

 

 

eskiden gaz sobaları vardı , hala da vardır mutlaka, evin her tarafını ısıtmaz. Kalabalık bir akşam, hala, amca, dede, her zaman ki gibi yine bizdeler. Annem saatlerce uğraşmış kardeşimi ve beni yatırabilmek için ama nafile, illa biz de oturacağız diyoruz akşamın kör vakti, oysa ki Adile teyze çoktan bitirdi masallarını… kardeşimle ikimiz de aynı odada yatınca yaramazlık yapmaktan uyuyamıyoruz, sonunda annem kendi yataklarına beni, kardeşimi ise kendi odamıza yatırmaya karar verdi, bende üşütmüştüm biraz hastaydım sanki uzuuun yıllar oldu öyle anımsıyorum. Annem yatağın başına küçük bir elektrik sobası koymuştu, ısınayım diye. Dalıp gitmişim. Çıtırtılarla uyandım, bir baktım ateşler, alevler içindeyim, yatak tutuşmuş ve ben kalmışım ortasında, bağırıyorum, kimse duymuyor, on iki metre koridor var, sesim gitmiyor salona. Son bir güçle atladım yataktan, koşarak ulaştım salona , bağırıyorum sesim çıkmıyor, rüya gibi aynı, sonra yangın kelimesi çıktı ağzımdan, babam fişek gibi atladı, ardından tüm ev haklı.. yatak odası alevler içinde, kimse ne olduğunu anlayamadı yangını söndürene kadar.

 

Ortalık duruldu, gerildi, bir sessizlik, kardeşim geldi sonra babamın yanına, yarım yamalak bir şeyler anlatmaya çalıştı. Sonradan anladık ki, ben üşümeyeyim diye kardeşim Esra  elektrik sobasını yatağa iyice yaklaştırmış, yatakta oradan alev almış. Çocuk nereden bilsin olabilecekleri, beni sevgisi ile yakma ihtimalini…

 

Neyse ki o gün kimseye bir şey olmadan, uzun saçlarımın hafif tütsülenmesi ile bu yangın faciasını atlatmış olduk, ancak yaşantımızdan iki yangın daha geçecekti ilerleyen yıllarda.

 

*

 

Yine gaz sobası, hay Allah  gazı bitmiş, dedem geldi yakında bulunan dükkanımızdan ve sobaya gaz doldurdu gitti, on dakika geçti geçmedi hadi yakalım dedik ve yaktık…. O anda bütün parkeler alev almaya başladı, meğer bu gaz sobasının deposu delinmiş bir şekilde sızdırmış ve parkelere dağıtmış, kibriti çakınca da olan oldu… biz yine camlarda bas bas bağırıyoruz yangınnnn diye.. yine koşarak geldi bizimkiler, kimse yaralanmadan sadece parkelerin ve halının yanması ile bu badireyi de atlatmış olduk. O gün gaz sobası yaşantımızdan tamamen çıkarılmış oldu.

 

Ancak yaşantımızda bir yangın daha yaşanacaktı ilerleyen yıllarda , bunu kim bilebilirdi ki?!....

 

*

 

Bu sefer yıl 95 , artık büyümüşüz net hatırlıyoruz yaş on sekiz buçuk  annem ve kardeşlerim yaz tatili için Ankara’ya gittiler. Babam ve ben de evde kalıyoruz . Üniversite sonuçları açıklanacak diye tatile bile gitmemiştim. Babamla beraber annemlere sürpriz olması için evde ufak tefek tadilatlar ve değişiklikler yapıyoruz, avizeler değişti, mutfakta bir iki şey değişti, ve eskiden gaz ile çalışan bir termosifonumuz vardı, zaman zaman o da bize badireler atlattırmıştı , tüplü şofben ile değiştirmeye karar verdik, hem daha pratik hem de güvenli olacaktı. Daha da önemlisi anneme sürpriz olacaktı. Yeni şofben geldi, kuruldu, bir süre sonra tatil bitti, annemlerde geldiler Ankara’dan,  Edirne’yi kazandım ve okul hazırlıkları başladı, hatta okula başladım üzerinden de iki ay geçti, bu sefer de yaşantımızda ki son yangın faciası gerçekleşti, bu sefer gaz sobası değildi aktör, yangına karşı her türlü tedbiri aldığımızı sanan bizler yanılmıştık, bu sefer tüp den çıkan gaz bir şekilde sıkışıp patlamıştı evimizde, hepimiz evde olmamıza rağmen, o anda banyoda bulunan babam , tüm yangınlarımızın faturasını bir seferde ödemişti…

 

Tüm yangınlarımızın bilançosunu çıkardığımda şunu gördüm, hepsinin nedeni sevgi idi..  Kardeşim ben üşümeyim diye elektrik ocağını yaklaştırdı ve yandık, dedem biz üşümeyelim diye sobaya gaz koydu ve yandık, babam bizler rahat edelim diye şofbeni değiştirdi ve ……

 

Ama sevgi yine de çok güzel bir şey, her ne olursa olsun, insanın içini ısıtıyorrr!!!!!!!

Kategorilerim

    Arkadaşlarım

    Bağlantılarım

    Blogcu ile yapıldı