YOLCULUK
Hayatın duyarsızlığından ve büyük şehrin selamsızlığından sıkıldım…
Alıp başımı gitmek istiyorum, adresi belli olmayan bir yolculuğa doğru…
Karşıma ne çıkacağını bilmeden…
Kalacak yeri daha önceden organize etmeden...
Bir bavul, bir ceket bir de rahat botlarımı giymek.. gitmek….
Bir koşu terminale gitmek ve önüme çıkan ilk otobüse atlamak istiyorum nereye gittiğini sormadan… Güzergahı, hareketten sonra muavinden öğrenmek, mola yerlerinde sıcak bir tas çorba ve ekmek arası köfte yemek, üşüyen ellerimi bacaklarımın arasında ısıtmak ve boşta kalan elim ile bir mizah dergisini okumak istiyorum. Radyoda Orhan baba… Camlarda yağmur damlaları ve buhar olsun…. başım cama dayansın, hayallere dalınsın ve istemsizce dudaklarım mırıldansın. Uzuunca bir yol alayım, yol boyunca hep acıkayım, oksijen gitgide temiz olsun, ciğerlerime taze hava dolsun… Muavin sabahın dördünde bağırsın, “çaylar şirketteen” desin. Yolda bir köy kadını gözleme yapsın, bir patatesli birde peynirlisinden alayım, oturup bedava çay ile kahvaltı yapayım. Yol gitgide kısalsın, yolun sonu küçük bir kasaba olsun, kalacak misafirhanesi olsun, yer döşeği yün yorganı, kekik kokan tarlaları, tereyağında pişmiş taze yumurtası ve ev ekmeği olsun. Karşılıksız bir bardak sıcak süt verenim olsun… Bu sütü içeyim, iliklerim ısınsın… Atayım kendimi toprak yola… Bir traktör geçsin yoldan, el atayım dursun… Traktörün römorku birden bire sevdiğim tüm insanlarla dolsun. Gırgır olsun, şamata olsun… Traktörün motoru bir mısır tarlasında dursun. Atalım mangalı tarlaya, süt mısırları toplayıp közleyelim. Mangalda ağır ağır demlenen bir çay olsun. Bardaklar kocaman kocaman olsun… Hafiften Hasan ağa bir türkü tuttursun, yanık ve çatal sesi tarlada dolaşsın dursun… Hasan ağanın çocukları top koştursun.
Ayşe gelin çay ikram etsin koca koca bardaklarda... Fatma nine köyün en eski hikayesini anlatsın, gerçek mi efsane mi belli olmayan... Kimi hayretle kimi neşe ile dinleyelim. Derken yağmur çiselemeye başlasın yavaş yavaş... Göğü kocaman yedi renkli gökkuşağı kaplasın... Bir ucu öte dağın ardında bir ucu beri dağın eteğinde olsun... Hayranlıkla izleyelim, “hey Allah’ın işi” diyelim... Toprak kokusu sarsın etrafı.. Deriin derin nefes alalım... Öte dağa doğru sarma bir sigara yakalım... Tütün parçaları dudaklarıma yapışsın... Gülelim.... Kekik kokan tarlaların, taze ıslanmış toprağın kokusu sinüslerimizi doldursun... Derken saatler geçsin.....
Hasan ağa, ahaliye seslensin... “Haydin gidiyoz” desin... Traktöre kim önce binecek diye yarışalım. Dönüş yolu batıya baksın... Güneş öte dağın ardında ve kızıl olsun... Dudaklarımda tiz bir ıslık, gönlümde sevdiğim, aklımda akşama bahçede çevireceğimiz kuzu olsun...
Hemencecik dönelim, kocaman bir ateş yakalım... Hasan ağa, bağlamasının tellerini okşasın. Fatma nine ateşe odun atsın, ben çoban salatası yapayım, Ayşe gelin sofrayı kurarken, kuzu ateşte pişedursun... Ateşi gören eş dost bahçeye dolsun... muhabbet olsun...
.....
Sabah bir horoz penceremde ötsün.... Yorgana sarılıp onu dinleyeyim... Güç bela yataktan kalkayım... Avluda ki çeşmede yüzümü yıkayayım. Eşortmanlarımı giyip pınarbaşına doğru biraz koşayım... Köylünün biri ahırda inek sağıyor olsun, önünde yarım kova süt dursun... Selamlaşalım... Köyde bir tur atayım... Çoban köpekleri havlasın... Eve döneyim kahvaltı hazır olsun... Tereyağında pişmiş taze yumurta ve köy ekmeği yine olsun... Yanında bahçe domatesi ve sivri biber, e bide iyi demlenmiş çay olsun... Fatma nine, dünden kalan ateşi tazelemiş, üzerine bir kazan koymuş, çedeneli hedik yapıyor olsun. Sabırsızlıkla bekleyelim, pişince avuç avuç yiyelim... Öğlene doğru Hasan ağa el etsin, “tarlaya gidiyom, gelen var mı” desin... Önce binmek için koşuşalım traktöre... Kısa bir yolculuk olsun, yolun sonu tarlada dursun... İleride bir yığın saman, samanların üzerinde iki katır ile bir döğen dursun... Döğenin üzerine çıkalım, arpa ile samanı birbirinden ayırmaya başlayalım... Güneş samanlara vursun, heryer sapsarı olsun... Güneş tepemizde durmaya başladığında Ayşe gelin soğuk ayran ve gözleme getirmiş olsun.. Yiyelim, içelim, döğen sürelim, günü bitirelim eve dönelim... Böyle böyle bir kaç gün geçsin, köy kokusu elbiselerime sinsin, ayrılık saati gelsin...
Sular dökülsün... Mendiller sallansın... Vedalar edilsin... Hayırlar dilensin... Helalleşilsin.......
Dostluklar gönlümde, hatıralar aklımda, Ayşe gelinin eşarbı boynumda fular, volkmenim küçük mehmet te oyuncak olsun...
......
İlk otobüse atlayayım yine... Yine nereye gittiğini sormayayım... Bir başka bilinmeyene doğru başlayan kilometrelere, radyoda çalmaya başlayan Erkin baba eşlik etsin... “inan ki, senden başka, senden başka, senden başka kimse yok içimde....”
........
Aslı Kafkas Işıldar